14 Aralık 2017 Perşembe

MEVLANA VE TANRI CANINI ALSIN

Bir gün iki şahıs birbirine düşmanlıkla bulunuyor, münasebetsiz sözler söylüyor ve küfürler ediyorlardı.

Onlardan biri ötekine “ Eğer yalan söylüyorsan Tanrı senin (Canını) alsın” diğeri de ona “Eğer sen yalan söylüyorsan Tanrı senin (canını) alsın” diyordu.

Birdenbire Mevlana Hazretleri onların odasına girip
“ Hayır, hayır Tanrı ne senin ne de onun (canını) alsın.

O benim canımı alsın, çünkü (canı) alınmağa ve ona esir olmağa ancak biz layığız “ dedi.

Her ikisine baş koyup barıştılar ve halis mürit oldular.

                                       ***
ARİFLERİN MENKIBELERİ, Şark İslam Klasikleri 29,
Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
                                      ***
Neler öğrendik:
1.    Azrail Canı alınca kabir sorgusu ve kabir hayatı başlayacağını ve defterimize göre hangi guruba giriyorsak o gurup ile kıyamete kadar bekleyeceğimizi öğrendik.
2.    Tanrı Canımızı alırsa kabir aşamalarından geçmeyeceğimizi, surun üfürülmesini beklemeden Tanrı huzuruna çıkacağımızı öğrendik.
3.    Manası bilinmeden hakaret olarak kullanılan bu sözün aslında iyi bir dua olduğunu Hazretten öğrendik.
                                        *
İşte böyle yaren,
Hak âşıkları “ Allah canımı alsın “ diye kendi kendilerine dua ederler.
Tanrı’nın bizzat canını aldığı nadir kimselerden oluruz inşallah.
Âmin.
                                       *

RAVLİ

MEVLANA VE TANRI AYNASI OLMAK

Bir gün Mevlana yüksek bir sahsa bilgi saçıyordu.
Dedi ki:

Bu halinle sen bir altın gibisin.
Altından daha altın olman lazımdır.

Bir zaman potaya girecek (ateşte eriyeceksin),
Birçok defalar kaynayacak ve
Riyazetin (açlıkla nefsini terbiye edip) örsü üzerinde çekiş darbeleri yiyeceksin ki,
Süleyman’ın yüzüğü veya sultanın yanağında küpe olasın.

Şimdi bu bütün bu insanlar insandır ve mukallit (taklitçi) Müslümanlardır.

Bunlar, aşkın potasına girdikten,
Sabrın örsünde şiddetli darbeler yedikten,

İmkânsız şeylere tahammül ettikten sonra ve
Ayak takımının cefalarını çektikten sonra

Temizlenip Tanrı’nın aynası oldukları anda
Muhakkik (Hakikati, gerçeği arayıp meydana çıkaran, soruşturucu) olurlar.

                                       ***
ARİFLERİN MENKIBELERİ, Şark İslam Klasikleri 29,
Ahmet Eflaki, M.E B. YAYINLARI 489
                                      ***
Neler öğrendik:
1.    Kıymetli bir durumda isek bu seviyede kalmadan daha da kıymetli olmak için çalışmamız gereğini öğrendik.
2.    Kendimizde oluşmuş kalıbı eriterek özüne dönmemiz gerektiğini öğrendik.
3.    Öz eleştiri yaparak kendimizin yanlışlıklarını kendimiz görüp kendimizi kaynatmamız gerektiğini öğrendik.
4.    Kendimizi kontrol etmek için nefsimizin hoşuna gitmeyecek kararlar alarak uygulamamız gerektiğini öğrendik.
5.    İsteklerimizin bizi hoyratça kullanmaması için her türlü baskıyı hoş karşılamamız gerektiğini öğrendik.
6.    Aranan ve beğenilen bir insan (Süleyman’ın yüzüğü) veya büyük insanların senin sözünü tutmaları ve unutmamaları için (kulağa küpe) bunları yapmamız gerektiğini öğrendik.
7.    Taklitçi bir insan olarak buraya kadar geliriz.
                                          *
Tüm işlerini düşünüşlerini Tanrı aşkıyla yaparsak,
Başımıza gelenlere sabr eder Allah’tan bilirsek,

Halktan gelen eziyeti kabul eder sakin davranırsak,
Hak etmediğin halde, imkânsız olay, görüntüler ve sözlerle karşılaştığımız zaman yükü üstüne alırsak,

Yaşadıkça, bizi kirleten şeylerden temizlendikçe, Tanrı’nın yaptığı işleri gönül aynamızda önceden veya anında görüp (Tanrı aynası) öğreneceğimizi öğrendik.

Bunları yaparsak hakikati arayan ve bulan olacağımızı öğrendik.


İşte böyle yaren,

İstenilen ve beğenilen biri olduysan, bir yere vardıysan, bir değer oluşturduysan, Tanrı’nın istediği ve beğendiği biri olmak için uğraşına devam etmelisin.

Süleyman’ın yüzüğünü böylece elde eder rüzgâra da hükmedersin, insanlara da hükmedersin, cinlere de, Belkıs’ı anında tahtıyla getirirsin.

Ha!
Bir şey yapmıyorsun, o halde bir şey bekleme.
Ne ektin ki, ne biçeceksin ki!
                                        *

RAVLİ

Popüler Yayınlar