11 Aralık 2016 Pazar

DİVAN-I KEBİR 3 CİLT 1290 İNCİ BEYİT

 (Mevlana Hazretleri Tebrizli Tanrı Şems’ini anlatıyor)
1290- Yürü (Bu yolda ilerle) de varlık kadehine (Yapına hakikati olduğu gibi görme kuvvetine)  bir sağlamlık vermeye bak, çünkü o şarap, pek kıvamlıdır (Hakikati gören sarhoş olup, kendinden geçer), evveline de evvel yoktur (Hakikatin öncesi de şimdisi de sonrası da aynıdır, değişmez, ancak doğru bakamayanların tarifiyle farklı anlatılır).

Binlerce can, istedi durdu da ben bir tanesini götürdüm o huzura (Allah’ın huzuruna edebi öğretip elinden tutarak götürdüğüm)
Geri kalanları nerde dedi;
Dedim ki;
Bırak, onlar da borcum olsun (Sonra getiririm).

Gözleri (Hakikati olduğu gibi görme yeteneği), ham (Olgunlaşmamış) olan her âşığı pişirmek (Huzura hazır hale getirmek) için ümitle korkunun arasına girmiş, yoldaş olmuş onlara.

Ne de güzel konuk;
Binlerce evi yağma etti;
Fakat bütün esenlik (Sağlık, sıhhat, mutluluk), onun selamını yağma etmede, selamına nail olmada.

O ressamın yaptığı resimler, evin içinde;
Dama bak, Ay, damdan görünür (Uzakta olan görüş için yakına gelir).

Müjde geldi, Tebrizli Şems, Şam’daymış;
Şam’daysa eğer, ne sabahlar görünür, ne gündüzler.

Şarapla sarhoş olup meyhane bucağına yıkılan kişide mamurluk mu (Bakımlılık mı) olur, hiç onda iman (Din) mı olur, hiç ondan hayır mı (İyilik mi) gelir?

Tamamıyla ateş kesilen (Cayır-cayır aşk ateşiyle içi yanan kişi), su olmayan bir varlığın bir aycağız bile bahar olması, kış olması mümkün değildir.

Ben de meyhanede yıkılmış kalmışım, Tanrı’ya itaatte de sarhoş olmuşum;
Koskoca bir şehrin içinde elbette iyi de bulunur, kötü de.
                             *
Neler öğrendik;
1.    Hakikati olduğu görmek ve kabul etmenin salam olması gerektiğini, doğru görüş olmadan doğru düşünüşün olamayacağını, doğru düşünüş olmadan da doğru davranışın olamayacağını öğrendik.
2.    Zaman içinde kaybettiğimiz, yanlışlarımızla perde oluşturduğumuz görüşümüzü; doğru görerek ve doğru düşünerek hakikati olduğu gibi görme yeteneğini kazanmamız gerektiğini, bunu kendi kendimize yapamayacağımızı, bir ulu bir Allah dostu önderliğinde ve belli bir sistemle yapılmasının gerekli olduğunu öğrendik.
3.    Doğru görüşe, doğru düşünüşe sahip olana doğruların kendini olduğu gibi göstermek için yaklaştığını öğrendik.
                              *                                 
İşte böyle yaren;
Allah dostunu seven kişinin sıradan davranışlar içinde olamayacağını, kendini toplumun beğenisi için davranışlarını değiştirmediğini, sevdiği ile beraber yaşadığını, sevdiği uzakta ise bile onun hayaliyle yaşadığını öğrendik, anladık.
                               *                                                          

RAVLİ

DİVAN-I KEBİR 3 CİLT 1280 İNCİ BEYİT

 (Mevlana Hazretleri Tebrizli Tanrı Şems’ini anlatıyor)
1280- A zevkimin, neşemin tazeliği, parlaklığı, neyle heyecana getirebilirsin beni, ne vakit, nasıl aydınlanır, güler gözlerim?
Efendim yanında değil.

Önü-ardı, yüzü-arkası olmayan canı gördüysen âşıklar, onu düşündükleri vakit önü-ardı, yüzü-arkası oluyor, bu neden yani?

A felek (Dünyayı belli bir düzene göre döndüren), sunduğun şarapla sarhoş olursam sana dönerim, düşmanlığa kalkışırım, Rabbimin nimetlerini inkâr eden (Yok sayan) biri olurum.

Aşktan asıl maksat biz değilsek, aşk defterinin başında adımız yoksa şu binlerce defter, şu binlerce haber, şu binlerce dedi-kodu nedir ki?

Senin huzurunda can nedir ki:
Sözü mü olur canın?
Can sensin, senden başka ne varsa hepsi beden, hepsi bir kuru ad-san.

Gerçi Ay, on elle yüzünü yıkamada;
Fakat o yüze kul-köle olmak (Sevgiyle, dostlukla kararla bağlanıp hizmet etmek) haddi (Seviyesi, yeteneği) mi onun?

Gerçi âşık olmak, aşk, işlerin en iyisi amma, bil ki bizim sevgilimizin (Tebrizli Tanrı Şems’inin) yüzü yoksa haramdır (İstenilen, beklenilen yarar ve rahat elde edilemez).

Aşkın canına and olsun, iki can karışıp birleşmedikçe sevenle sevilenin arasında ayrılık vardır, buluşmanın bir düzeni yoktur.

Tanrı lûtfunun şarabına (İnsana Allah’ı sevdiren, Allah nuru koyan nimetinde) bir uç, bir son yoktur;
Sınırlı görünüyorsa bu, kadehin kusurudur (Hakikati göstermede eksiklik-noksanlıktandır).

Ay ışığı eve, pencere ne kadarsa o kadar vurur, ışığı, doğuyla batıyı tutsa gene de bu, böyledir.
                             *
Neler öğrendik;
1.    Sevdiğimiz yanımızda olmayınca neşenin, heyecanın, zevkin olmayacağını öğrendik.
2.    Can şekilsiz olsa da âşıkların ona şekil vererek görünür kıldığını öğrendik.
3.    Sevenle sevilenin canı bir olmadıkça aşkın kuru bir söz olacağını öğrendik.
4.    Dünyanın nimetlerine dalanın Allah’ın nimetlerini yok sayacağını öğrendik.
5.    Tanrıyı sevmek, bağlanmak, dostluk ve hizmet etmenin sınırı olmadığını, fakat her kişiye izin verilmediğini öğrendik.
                              *                                 
İşte böyle yaren;
Hazreti Mevlana’nın karanlıkta kalanlara, yolunu göremeyenlere Şems Hazretlerinden aldığı ışığı her yöne yansıttığını, kim ne kadar ihtiyaç duyup gönül penceresini açarsa ışığın o kadar içeri girebileceğini öğrendik, anladık.
                               *                                                          

RAVLİ

Popüler Yayınlar